2 Kasım 2026
Yelkencileriz

Üç Tarafı Deniz, Kaç Tarafı Yelken?

Yelkenin ayrıcalıklı bir spor olduğu düşüncesiyle sık sık karşılaşıyorum. Hatta bazen bu düşünce öylesine kesin bir yargıyla dile getiriliyor ki üzerinde konuşmaya bile gerek duyulmuyor. Yelken pahalıdır, belirli bir kesime hitap eder, herkesin yapabileceği bir spor değildir. Konu genellikle burada kapanıyor. Peki gerçekten öyle mi? Yelkenin ekonomik gerçeklerini görmezden gelemeyiz. Teknelerin, ekipmanların, bakımın, kulüp altyapısının ve yarış organizasyonlarının ciddi maliyetleri var. Üstelik bu maliyetler yalnızca ülkemize özgü değil. Dünyanın her yerinde yelken, belirli bir altyapı ve kaynak gerektiren bir spor. Ancak bir sporun maliyetli olmasıyla yalnızca maddi imkanları yüksek insanların yapabileceği bir spor olması aynı şey değil. Bence asıl tartışmamız gereken de bu ayrım.

Bir çocuğun yelkenle tanışabilmesi için ailesinin tekne sahibi olması gerekmiyor. Hatta ailesinde daha önce denize açılmış tek bir insanın bulunması da gerekmiyor. O çocuğun ihtiyacı olan şey, kendisine açılmış bir kapı. Bir kulüp, bir eğitim programı, bir antrenör, belki yalnızca bir günlüğüne bile olsa bir tekneye binebilme fırsatı. Çünkü bazen bir sporla kurulan ilişki, o ilk deneyimle başlıyor. Yelkenin çocuklara kazandırdıklarını düşündüğümde meseleyi yalnızca sportif başarı üzerinden değerlendirmek bana eksik geliyor. Denizde bir çocuk, çoğu zaman yetişkinlerin onun adına verdiği kararları kendisi vermek zorunda kalıyor. Rüzgar değişiyor, tekne yön değiştiriyor, beklediği şey olmuyor. Bazen yanlış karar veriyor ve sonucunu hemen görüyor. Sonra yeniden deniyor. Karada anlatması uzun sürebilecek pek çok şeyi, denizde yaşayarak öğreniyor. Sorumluluk almak, bağımsız karar verebilmek, değişen koşullara uyum sağlamak, korkuyla baş etmek, sabretmek… Bunlar yalnızca iyi bir yelkenci olmak için gerekli beceriler değil. Hayatın kendisinde de ihtiyaç duyduğumuz şeyler. O halde şu soruyu sormamız gerekmiyor mu: Bu deneyimlerden yararlanma fırsatı neden yalnızca belirli çocukların hayatına girebilsin?

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede yaşıyoruz. Binlerce kilometrelik kıyı şeridimiz var. Denizle iç içe büyüyen, her gün denizi gören, kıyısında yürüyen ama hayatında bir kez bile yelkenli tekneye binmemiş sayısız çocuk var. Üstelik yalnızca kıyı şehirlerinden söz etmiyorum. Ülkenin iç kesimlerinde yaşayan pek çok çocuk için denizi görmek bile başlı başına bir deneyim. Böyle bir coğrafyada denizcilik kültürünün hayatımızda daha geniş bir yer tutması beklenmez mi? Denizle bu kadar yakın bir coğrafi ilişkimiz varken, onunla kurduğumuz sportif ve kültürel ilişkinin neden aynı ölçüde gelişmediğini de düşünmemiz gerekiyor.

Bana kalırsa yelkenin ayrıcalıklı bir spor olarak görülmesinin nedenlerinden biri de bu mesafe. Yalnızca maddi değil, kültürel ve sosyal bir mesafe. İnsanlar bazen yelken yapmayı düşünmüyor bile. Çünkü bunun kendilerine ait bir dünya olmadığına çoktan inanmış oluyorlar. İşte bu algıyı değiştirmek, yelken sporunun gelişimi açısından en az yeni sporcular yetiştirmek kadar önemli. Elbette her çocuğun yarışçı olması gerekmiyor. Herkesin milli takıma girmesi, madalya kazanması ya da hayatını bu spora adaması da gerekmiyor. Ama herkesin, özellikle de çocukların, yelkenle tanışabilme ihtimali olmalı. Sonrasında devam edip etmeyeceklerine kendileri karar verebilirler.

Bu konuda emek veren kulüplerin ve kurumların çalışmalarını da görmezden gelemeyiz. Türkiye’nin farklı bölgelerinde çocukları yelkenle tanıştırmak, maddi imkanları sınırlı ailelerin çocuklarına eğitim fırsatı sunmak ve denizcilik kültürünü yaygınlaştırmak için uzun zamandır çalışan kulüpler var. Bu çabaların çoğalması, birbirini desteklemesi ve mümkün olduğunca geniş kitlelere ulaşması gerektiğine inanıyorum. Bu anlayışla kurulan Kadıköy Yelken ve Su Sporları Spor Kulübü (KYSK) de yelkeni ve su sporlarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan, kar amacı gütmeyen bir spor kulübü. Kulübün kuruluşunda benimsediğimiz yaklaşım, yalnızca sportif faaliyetler düzenlemek ya da yarışçı yetiştirmek değil; özellikle çocukların ve gençlerin denizle tanışabilecekleri fırsatlar yaratmak.

Geçtiğimiz eylül ayında düzenlediğimiz Denizle Tanışıyorum etkinliğinde, sosyal hizmetler koruması altındaki 50 çocuğu denizle buluşturduk. O gün benim için en değerli şey, aralarından kaçının ileride yelkenci olabileceği değildi. Daha önce kendisini bir yelkenli teknede hayal etmemiş bir çocuğun, artık bunun kendi hayatında da mümkün olabileceğini görmesiydi. Elbette tek bir etkinlik ya da tek bir kulübün çalışmasıyla yelkene erişimdeki eşitsizlikleri ortadan kaldıramayız. Ama zaten mesele bunu tek başımıza yapmak değil. Mevcut kulüplerin deneyimlerinden yararlanarak, yerel yönetimlerin, eğitim kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülerin katkısıyla daha fazla çocuğa ulaşabilmek. KYSK’nın da bu ortak çabanın bir parçası olmasını istiyoruz.

Yelkenin ayrıcalıklı bir spor olduğu düşüncesini değiştirmek istiyorsak yalnızca bunun doğru olmadığını söylememiz yetmez. Gerçekten daha fazla insanın yelken yapabilmesini sağlamamız gerekir. Bunun için de tek seferlik etkinliklerin ötesine geçen, sürdürülebilir eğitim imkanlarına ve farklı kesimlerden çocukların aynı teknelerde buluşabildiği yapılara ihtiyacımız var. Deniz hepimizin. Fakat denize bakabilmekle denize açılabilmek arasında hala büyük bir fark var.

Bence mesele, denizin kime ait olduğu değil; kimin denize açılma fırsatı bulabildiği.

Yazar Hakkında

Almıla Güven

Almıla Güven, hukukçu, yat yarışçısı, yelken ve dalga sörfü hakemidir. Şirketler hukuku ve uluslararası projeler alanındaki mesleki çalışmalarının yanı sıra yelken sporunda yarışçı, hakem ve yönetici olarak farklı sorumluluklar üstlenmektedir. Türkiye Yelken Federasyonu Uluslararası Projeler ve İşbirlikleri Kurulu üyesi ve Kadıköy Yelken ve Su Sporları Spor Kulübü Başkanıdır. Hukuk, uluslararası ilişkiler ve çocuk gelişimi gibi farklı alanlardaki eğitim ve birikimini denizde edindiği deneyimlerle bir araya getirerek Yelkencileriz'deki yazılarında yelken sporuna çok yönlü bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Kurallardan spor kültürüne, eğitimden toplumsal konulara uzanan gözlem ve düşüncelerini okuyucularla paylaşmaktadır.