YARIŞIN GÖRÜNMEYEN KAHRAMANLARI: YELKEN HAKEMLERİ
Herkes finiş hattını görüyor, peki o finiş hattını kuranları kim görüyor?
Bir yelken yarışını düşünün…
Denizde yüzlerce sporcu… Kıyıda ya da ekranları başında yarışları heyecanla takip eden aileler… Start hattının yakınlarında sporcularına son taktiklerini veren, rüzgârın yönünü ve şiddetini değerlendiren antrenörler… Bir yandan rüzgârı ve su üzerindeki değişimleri okumaya, diğer yandan start hattında kendilerine en avantajlı konumu bulmaya çalışan yarışçılar…
Herkesin gözü aynı yerde: Start hattında.
Ancak o start hattının nasıl kurulduğunu, o yarışın başlayabilmesi için kimlerin saatlerdir çalıştığını kaç kişi düşünüyor?
Start işareti veriliyor. Yelkenler orsalıyor, tekneler hızlanıyor, mücadele başlıyor.
Kıyıdan bakıldığında her şey oldukça doğal görünüyor ve tabi anlaşılmaz!
Oysa o start işaretinin verilebilmesi için saatler öncesinden başlayan, bazen günler süren bir hazırlık var.
Ve bu hazırlığın merkezinde çoğu zaman adı anılmayan insanlar bulunuyor:
Yelken hakemleri…
Yarış bittiğinde kazanan sporcular alkışlanıyor, antrenörler tebrik ediliyor, kulüpler sosyal medyalarda boy boy başarılarını paylaşıyor. Organizasyonun fotoğrafları sosyal medyada yerini alıyor.
Peki ya yarışın güvenli, adil ve kurallara uygun gerçekleşmesini sağlayanlar?
Onlar çoğu zaman bir sonraki yarışın hazırlığına başlamış oluyor.
Bir yarış, start düdüğüyle başlamaz
Yelken yarışlarını yalnızca denizde geçirilen birkaç saatten ibaret görmek, organizasyonun arkasındaki emeği görmezden gelmektir.
Bir yarışın hazırlığı, ilk starttan çok daha önce başlar.
Yarış ilanlarının incelenmesi, yarış talimatlarının hazırlanması, parkur alternatiflerinin değerlendirilmesi, meteorolojik koşulların takip edilmesi, görev dağılımlarının yapılması, kullanılacak teknelerin ve ekipmanların kontrol edilmesi ve daha niceleri…
Bunlar yarış yönetiminin yalnızca görünen hazırlıklarıdır.
Yarış sabahı sporcular henüz kahvaltı yaparken yarış kurulu çoğu zaman görev başındadır.
Malzemeler kontrol edilir, Denize gönderilen parkur botundan gelen rüzgar bilgileri değerlendirilir. Hava tahminleri incelenir. Parkur alanının uygunluğu kontrol edilir. Şamandıraların yerleri belirlenir. Start ve finiş hatları hazırlanır.
Bütün bunlar yapılırken temel hedef açıktır:
“Sporculara mümkün olan en güvenli, adil ve kaliteli yarış ortamını sunmak.”
Ancak deniz, hiçbir zaman hazırlanan planlara bütünüyle uymaz!
Rüzgâr döner, şiddeti değişir, akıntı çıka gelir. Bazen saatlerce hazırlanan parkur, birkaç dakika içerisinde yeniden, yeniden ve yeniden kurulmak zorunda kalır.
İşte hakemlik tam da burada başlar.
Çünkü yelken hakemliği yalnızca kuralları bilmek değil, değişen koşullar altında doğru kararları doğru zamanda verebilmektir.
Diğer sporların sahası bellidir, yelkenin sahasını doğa belirler
Bir futbol hakemini düşünün.
Sahası bellidir. Kale çizgileri, orta saha ve ceza alanı sabittir. Yağmur yağabilir, rüzgâr çıkabilir, zemin ağırlaşabilir ama sahanın geometrisi değişmez.
Bir basketbol hakemini düşünün.
Salonun ölçüleri bellidir. Çizgiler sabittir. Potanın yeri değişmez.
Voleybolda da durum benzerdir. File, saha sınırları ve oyun alanı önceden belirlenmiştir.
Peki ya yelken?
Yelken yarışlarında oyun alanı denizdir. Yarışın yapılacağı parkur, rüzgârın yönüne ve şiddetine göre oluşturulur.
Start hattının açısı, şamandıraların konumu, parkurun uzunluğu ve finiş hattının yerleşimi yarış kurulunun değerlendirmeleriyle belirlenir.
Üstelik parkur oluşturulduğunda iş bitmiş olmaz.
Rüzgâr yön değiştirebilir. Akıntı etkisini artırabilir. Şamandıraların konumları yeniden düzenlenmek zorunda kalabilir.
Bir futbol hakeminden maç devam ederken kalelerin yerini yeniden belirlemesi beklenmez.
Bir basketbol hakeminden oyunun ortasında sahayı yeniden çizmesi istenmez.
Ancak yelken yarışlarında parkurun değişen koşullara uygun tutulması, yarış yönetiminin doğal sorumluluklarından biridir.
Yelken hakemliği bu yönüyle birçok spor dalından ayrılır. Çünkü hakem yalnızca müsabakayı yönetmez, müsabakanın gerçekleşeceği değişken ortamın yönetiminde de görev alır.
Bu nedenle yelken hakemliği, yarış kurallarının ötesinde meteoroloji, denizcilik, parkur yönetimi ve organizasyon bilgisi gerektirir.
Herkes yarış yapılmasını ister, ama bazen en doğru karar yarış yapmamaktır
Yarış kurullarının karşılaştığı en zor kararlardan biri, yarışın başlatılıp başlatılmayacağıdır.
Kıyıda bekleyen sporcular yarışmak ister.
Antrenörler sporcularının suya çıkmasını bekler.
Kulüpler organizasyonun planlandığı gibi tamamlanmasını arzu eder.
Aileler çocuklarını yarışırken görmek ister.
Ancak bütün bu beklentilerin ortasında bir gerçek vardır:
Denizde alınan kararların sonuçları, yalnızca sportif değildir.
Bir yarışın ertelenmesi, startın iptal edilmesi veya başlamış bir yarışın abandone edilmesi bazen dışarıdan kolayca eleştirilebilir.
“Rüzgâr vardı, neden yarış yapılmadı?”
“Biraz daha beklenseydi olmaz mıydı?”
“Diğer parkurda yarış yapıldı, burada neden yapılmadı?”
Bu soruların sorulması doğaldır.
Ancak kararın verildiği noktada bulunan yarış kurulunun değerlendirmek zorunda olduğu koşullar, kıyıdan görülenlerden çok daha kapsamlıdır.
Sporcuların yaşları, sınıfların özellikleri, rüzgârın sürekliliği, deniz durumu, görüş mesafesi, güvenlik imkânları ve yarış alanının özellikleri birlikte değerlendirilir.
Bir hakemin başarısı yalnızca gerçekleştirdiği yarış sayısıyla ölçülemez.
Bazen bir organizasyondaki en doğru ve en sorumlu karar, hiçbir yarış başlatmamaktır.
Çünkü iyi bir yarış kurulu, yarış yaptırmak için değil, doğru koşullarda en doğru yarışı yaptırmak için vardır.
Denizin ortasında hakem olmak: Görünmeyen fiziksel mücadele
Yelken hakemliğinin zorlukları yalnızca karar vermekle sınırlı değildir.
Birçok spor dalında hakemler belirli bir oyun alanında görev yaparken yelken hakemleri saatler boyunca açık denizde çalışabilir.
Sabahın erken saatlerinde başlayan görev, hava ve yarış koşullarına bağlı olarak akşam saatlerine kadar sürebilir.
Yazın kavurucu güneşin altında…
Kışın soğukta…
Yağmurda, sert rüzgârda, dalgalı denizde…
Bazen saatlerce ayakta, bazen sürekli sallanan bir teknede, bazen de yoğun fiziksel çaba gerektiren görevlerde…
Bir yandan deniz koşullarıyla mücadele edilirken diğer yandan dikkatin hiç kaybedilmemesi gerekir.
Start hattındaki bir hakem, teknelerin hareketlerini saniyeler içerisinde değerlendirmek zorundadır.
Finiş ekibi, birbirine çok yakın ve çok hızlı geçen teknelerin sıralamasını doğru kaydetmek için büyük dikkat gösterir.
Parkur ekibi, değişen rüzgâr koşullarında şamandıraların konumunu düzenlemek için fiziksel olarak çalışır.
Üstelik deniz tutması, yorgunluk, susuzluk ve uzun süreli hava koşullarına maruz kalma gibi etkenler de bu görevin gerçekleridir.
Elbette futbol, basketbol ve diğer spor dallarındaki hakemler de önemli fiziksel ve zihinsel zorluklarla karşılaşır.
Ancak yelken hakemliğinde bu zorluklara bir de denizin sürekli değişen koşulları eklenir.
Yelken hakemi yalnızca oyunu takip etmekle kalmaz; kendi çalışma koşullarını zorlaştıran doğanın içinde görevini sürdürmek zorundadır.
Hakemler hata yapabilir, peki eleştirinin sınırı nerede?
Yelken hakemleri de insandır.
Yanlış değerlendirme yapabilir, hatalı karar verebilir, bir durumu eksik yorumlayabilirler.
Hakemlik, eleştiriden muaf bir görev değildir. Tam tersine, kararların kurallar çerçevesinde sorgulanabilmesi sporun adalet anlayışının önemli bir parçasıdır.
Ancak eleştiri ile kişisel saldırı arasındaki çizgiyi korumak gerekir.
Bir yarış kurulunun kararına itiraz etmek başka şeydir; hakemlerin emeğini, dürüstlüğünü veya kişiliğini hedef almak başka şey.
Özellikle sosyal medyada, olayın bütün ayrıntıları bilinmeden yapılan değerlendirmeler kısa sürede kişisel tartışmalara dönüşebiliyor.
Oysa yelken sporunun kendine özgü bir hukuk düzeni vardır.
Yarış Kuralları, protesto ve düzeltme talebi mekanizmaları, duruşmalar ve ilgili itiraz yolları bunun için vardır.
Hakemlerin kararları elbette sorgulanmalıdır.
Ama bu sorgulama bilgiye, kurallara ve saygıya dayanmalıdır.
Aynı şekilde hakemler de eleştirileri kişisel mesele olarak görmek yerine mesleki gelişimin bir parçası olarak değerlendirebilmelidir.
Saygı, eleştirinin olmadığı yerde değil; eleştirinin doğru biçimde yapılabildiği yerde güçlenir.
Bir hakem yalnızca düdük çalan kişi değildir
Yelken yarışlarında hakemlik denildiğinde çoğu kişinin aklına start teknesindeki görevliler gelir.
Oysa bir organizasyon, birbirini tamamlayan çok sayıda görevden oluşur.
Başhakem ve yarış kurulu, yarışların yönetiminden sorumludur.
Start ekibi, sporcuların kurallara uygun biçimde yarışa başlamasını sağlar.
Parkur ekibi, şamandıraların yerleştirilmesi ve gerektiğinde parkurun değiştirilmesi gibi kritik görevleri yerine getirir.
Finiş ekibi, teknelerin finiş sıralamasını ve zamanlarını dikkatle kaydeder.
Protesto kurulu veya jüri, kendisine sunulan olayları kurallar çerçevesinde değerlendirir.
Teknik kurul ise görevlendirildiği organizasyonlarda ölçüm ve ekipman uygunluğuna ilişkin görevler üstlenir.
Bu görevlerin her biri farklı bilgi, dikkat ve sorumluluk gerektirir.
Start teknesinde yapılan küçük bir hata bütün filoyu etkileyebilir.
Yanlış yerleştirilen bir şamandıra yarışın sportif niteliğini değiştirebilir.
Finişte kaçırılan bir tekne ciddi bir sonuç tartışmasına neden olabilir.
Bir duruşmada yapılan usul hatası, verilen kararın güvenilirliğini zedeleyebilir.
Bu nedenle hakemlik, yalnızca bir unvan veya görev listesinde yer almak değildir.
“Hakemlik; bilgi, deneyim, dikkat, ekip çalışması ve sorumluluk gerektiren ciddi bir uzmanlık alanıdır.”
Birden fazla bilim dalının buluştuğu yer: Yelken hakemliği
Yelken hakemliğini diğer spor dallarından ayıran önemli özelliklerden biri de farklı bilim dallarının bilgisini aynı anda kullanmayı gerektirmesidir.
Bir yelken hakemi, yalnızca yarış kurallarını bilerek görevini eksiksiz yerine getiremez.
Fizik bilmelidir; rüzgârın ve akıntının tekneler üzerindeki etkilerini, bu kuvvetlerin bileşkesinin start hattı üzerindeki sonuçlarını değerlendirebilmek için.
Geometri ve matematik bilmelidir; parkurun açılarını, şamandıralar arasındaki mesafeleri ve start hattının doğrultusunu doğru belirleyebilmek için.
Meteoroloji ve oşinografi bilmelidir; rüzgâr değişimlerini, hava sistemlerini, dalgaları ve akıntıları okuyabilmek için.
Sosyoloji ve psikoloji bilmelidir; farklı beklentilere sahip sporcuları, antrenörleri ve diğer paydaşları anlayabilmek, baskı ve gerginlik altında sağlıklı iletişim kurabilmek için.
Hukuk ve usul bilgisine sahip olmalıdır; protestoları, delilleri ve kuralları tarafsız biçimde değerlendirebilmek için.
Coğrafya, iletişim ve organizasyon yönetimi bilgisine ihtiyaç duyar; yarış alanını doğru değerlendirmek, ekipleri koordine etmek ve beklenmedik durumlarda etkili kararlar verebilmek için.
Bütün bunlara denizcilik bilgisi, güvenlik ve risk yönetimi de eklenir.
Üstelik bu bilgiler yalnızca teoride kalmaz. Denizin ortasında, sürekli değişen koşullarda ve çoğu zaman zaman baskısı altında uygulanır.
Bir yelken hakemi, rüzgârı okurken fizikçi, parkuru kurarken geometrici, insanlarla iletişim kurarken psikolog, kuralları uygularken hukukçu gibi düşünmek zorundadır.
Elbette her hakem bu alanların uzmanı olmak zorunda değildir. Ancak bu disiplinlerin yarış yönetimiyle ilgili temel ilkelerini anlamak ve gerektiğinde birlikte değerlendirmek zorundadır.
Çünkü iyi bir yelken hakemi yalnızca kuralları bilen değil; denizi okuyabilen, insanı anlayabilen ve bütün bunların ortasında adil karar verebilen kişidir.
Hakemlerin görünmeyen fedakârlıkları
Bir yelken hakemi, görev aldığı organizasyon için yalnızca yarış günlerini ayırmaz.
Kilometrelerce yolculuk yapar.
İşinden ve günlük yaşamından zaman ayırır.
Bazen ailesinden günlerce uzak kalır.
Yarış öncesinde hazırlık yapar, yarış boyunca büyük bir fiziksel ve zihinsel sorumluluk taşır, yarış sonrasında ise sonuçların, raporların ve diğer işlemlerin tamamlanması için çalışmaya devam eder.
Bazen sabahın ilk ışıklarıyla başlayan görev, gün batımına kadar sürer.
Kavurucu güneş, soğuk, yağmur, kuvvetli rüzgâr ve dalgalı deniz bu görevin ayrılmaz parçalarıdır.
Ancak bütün bu zorluklara rağmen yarış kurullarında görev alan insanların ortak bir amacı vardır:
Yelken sporuna katkı sağlamak ve sporculara adil, güvenli, kaliteli bir yarış ortamı sunmak.
Hakemlik yalnızca bilgi ve deneyim değil; sabır, özveri, disiplin ve güçlü bir sorumluluk bilinci gerektirir.
Bu nedenle hakemlerin emeğini anlamak, yalnızca denizde geçirdikleri saatleri görmekten ibaret değildir. O saatlerin öncesindeki hazırlıkları, sonrasındaki çalışmaları ve kişisel yaşamlarından ayırdıkları zamanı da görebilmektir.
Çünkü bir yarışın arkasındaki gerçek emek, yalnızca start ile finiş arasında geçen süreden çok daha büyüktür.
Yeni hakemler yetişiyor mu, yoksa aynı isimlerle mi devam ediyoruz?
Bir spor dalının gelişimi yalnızca sporcu sayısıyla ölçülmez.
Antrenörlerin, kulüplerin, organizatörlerin ve hakemlerin gelişimi de bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır.
Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Genç hakemler yetiştirmek için yeterince çaba gösteriyor muyuz?
Hakemlik eğitimleri elbette önemlidir. Ancak bir seminer veya sınav, tek başına iyi bir hakem yetiştirmeye yeterli değildir.
Hakemlik denizde öğrenilir.
Deneyimli bir başhakemin yanında görev almak, start hattının nasıl kurulduğunu görmek, rüzgâr değişimlerinde alınan kararları anlamak, bir protesto duruşmasının işleyişini gözlemlemek genç hakemler için çok değerlidir.
Ancak bunun gerçekleşmesi için yeni hakemlere fırsat verilmesi gerekir.
Her organizasyonda yalnızca deneyimli isimlere görev verilirse yeni yetişen hakemler deneyimi nerede kazanacaktır?
Diğer taraftan, yeterli hazırlık ve rehberlik sağlanmadan genç hakemlere ağır sorumluluklar yüklemek de doğru değildir.
İhtiyacımız olan şey, tecrübe ile gençliği karşı karşıya getiren bir anlayış değil; ikisini bir araya getiren bir sistemdir.
Deneyimli hakemlerin bilgi birikimini yeni nesillere aktardığı, genç hakemlerin kademeli olarak sorumluluk üstlendiği, görev sonrası değerlendirmelerin yapıldığı bir yapı oluşturulmalıdır.
“Bir hakemin gerçek başarısı yalnızca yönettiği yarışlarla değil, yetişmesine katkı sağladığı hakemlerle de ölçülmelidir.”
Hakemlikte liyakat, güvenin temelidir
Yelken yarışlarında görev dağılımı yalnızca organizasyonel bir tercih değildir.
Aynı zamanda yarışın kalitesini ve sporcuların adalet duygusunu doğrudan etkileyen bir karardır.
Bu nedenle hakem görevlendirmelerinde bilgi, deneyim, yetkinlik, performans ve gelişim esas alınmalıdır.
Bir kişinin yalnızca uzun yıllardır hakem olması, her göreve otomatik olarak en uygun kişi olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde genç bir hakemin deneyiminin sınırlı olması, onun gelişme fırsatından mahrum bırakılmasını gerektirmez.
Önemli olan doğru kişiyi, doğru göreve, doğru sorumluluk düzeyinde yerleştirebilmektir.
Hakemlerin görev sonrası performanslarının değerlendirilmesi, eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi ve gelişimlerinin takip edilmesi bu nedenle önemlidir.
Elbette her organizasyonda farklı koşullar ve imkânlar bulunabilir.
Ancak temel ilke değişmemelidir:
Hakemlikte güven, kişisel ilişkilerden değil; şeffaflık, liyakat ve tutarlı uygulamalardan doğmalıdır.
Bir yarışın kalitesini yalnızca sonuç listesi göstermez
Yarışların sonunda sonuçlar yayımlanır.
Birinciler, ikinciler, üçüncüler belirlenir.
Kupalar verilir.
Fotoğraflar çekilir.
Ancak organizasyonun gerçek kalitesini değerlendirmek için sonuç listesinden çok daha fazlasına bakmak gerekir.
Startlar adil miydi?
Parkur rüzgâr koşullarına uygun muydu?
Yarış kurulu sporcularla doğru ve zamanında iletişim kurabildi mi?
Güvenlik önlemleri yeterli miydi?
Protesto süreçleri kurallara uygun, tarafsız ve zamanında yürütüldü mü?
Sporcular yarış alanından adil bir mücadele verdiklerine inanarak ayrılabildi mi?
İşte kaliteli bir yarış organizasyonunun temel göstergeleri bunlardır.
Çünkü bir yarışın değeri yalnızca kaç teknenin start aldığıyla veya kaç yarış tamamlandığıyla ölçülmemelidir.
Yarışın nasıl yönetildiği de en az sonuçları kadar önemlidir.
Hakemlere teşekkür etmek neden bu kadar zor?
Bir organizasyonun sonunda teşekkür edilenler arasında sponsorlar, kulüpler, yöneticiler, antrenörler ve gönüllüler yer alır.
Bunların hepsi değerlidir ve teşekkürü hak eder.
Ancak yarış kurullarının emeğinin de görünür kılınması gerekir.
Burada amaç hakemleri sporcuların önüne geçirmek değildir.
Yelken yarışlarının merkezinde elbette sporcular vardır.
Hakemlerin görevi de sporculara adil bir yarış ortamı sağlamaktır.
Fakat sporcuları merkeze koymak, organizasyonu mümkün kılan insanların emeğini görmezden gelmeyi gerektirmez.
Bir teşekkür, bir takdir, bir görev sonrası değerlendirme veya gösterilen emeğin fark edildiğini hissettiren küçük bir yaklaşım bile önemli olabilir.
Üstelik hakemlerin emeğinin görünür olması, gençlerin hakemliğe ilgi duymasını da sağlayabilir.
Bugün yarış kurullarında görev alan insanları tanımayan bir gençten, yarın hakemliğe ilgi göstermesini nasıl bekleyebiliriz?
Hakemler de kendilerine sormalı: Biz yeterince gelişiyor muyuz?
Bu yazı yalnızca hakemlerin yaşadığı güçlükleri anlatmak için kaleme alınmadı.
Hakemlerin de kendi sorumluluklarını sorgulaması gerekiyor.
Yarış Kuralları düzenli olarak değişiyor.
Yarış yönetimi uygulamaları gelişiyor.
Teknoloji, iletişim ve sonuç sistemleri yenileniyor.
Sporcuların ve organizasyonların beklentileri farklılaşıyor.
Peki biz hakemler bu değişime ne kadar ayak uyduruyoruz?
En son ne zaman bir kuralı ayrıntılı biçimde inceledik?
En son ne zaman kendi verdiğimiz bir kararı eleştirel gözle değerlendirdik?
Genç bir hakeme ne zaman deneyimlerimizi aktardık?
Bir yarışın ardından yalnızca tamamlanan yarış sayısına mı baktık, yoksa neleri daha iyi yapabileceğimizi de konuştuk mu?
Hakemlikte deneyim önemlidir.
Ancak deneyim, gelişimin sona erdiği anlamına gelmemelidir.
İyi bir hakem yalnızca kuralları uygulayan değil, kendisini sürekli geliştiren kişidir.
Hakemliğin saygınlığını korumak istiyorsak önce bu saygınlığın gerektirdiği sorumluluğu taşımalıyız.
Son söz: Denizde adalet kendiliğinden oluşmaz!
Bir yelken yarışında sporcuların mücadelesi göz önündedir.
Onların heyecanını, başarısını, hayal kırıklığını ve sevincini herkes görebilir.
Ancak yarışın arkasındaki emek çoğu zaman sessizdir.
Bir start hattında saatlerce bekleyen hakem…
Rüzgâr döndüğünde parkuru yeniden düzenleyen ekip…
Dalgalı denizde finiş sıralamasını kaydetmeye çalışan görevli…
Bir protesto duruşmasında kuralları dikkatle uygulamaya çalışan jüri üyesi…
Bütün bu insanlar, yelken sporunun adil ve güvenilir biçimde sürdürülebilmesi için çalışır.
Elbette hiçbir hakem eleştiriden üstün değildir.
Hiçbir yarış kurulu hatasız değildir.
Hiçbir organizasyon mükemmel değildir.
Ancak bir spor dalının gelişebilmesi için yalnızca sporcularını değil, o sporun bütün paydaşlarını geliştirmesi gerekir.
Yelken sporunun geleceğini konuşurken yeni kulüpleri, yeni sporcuları, yeni tekneleri ve uluslararası başarıları elbette konuşmalıyız.
Ama bir soruyu da unutmamalıyız:
Yarın daha fazla sporcuya, daha fazla yarışa ve daha büyük organizasyonlara sahip olduğumuzda, bütün bunları yönetecek yeterli sayıda donanımlı ve deneyimli hakemimiz olacak mı?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken meselelerden biri budur.
Çünkü hakemlik yalnızca yarış günlerinde hatırlanacak bir görev değildir.
Yelken sporunun geleceğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Ve unutmayalım:
Bir yarışın kazananı sonuç listesinde yazılıdır. Ama o yarışın adil olmasını sağlayanların emeği, çoğu zaman hiçbir listede yazmaz.
O emeği görmek, korumak ve geliştirmek hepimizin sorumluluğudur.





